Edebiyat ve Psikiyatri
A.Ali Ural
İnsan ilahi bir mühür gibi yeryüzüne vurulduğundan beri dünya imar ve ıslah olma neşesiyle dönmeye başladı. Bir denge mimarıydı insan, aklıyla kâinatın dengelerini koruyacak ve yeni dengeler katacaktı o büyük nizama. Ahdini unuttuğu/unutacağı için insan denilmiş olabilirdi ona, testi kırılmadan atılan bir tokattı belki “unutma” sıfatı. Fakat sorumluluğu veren yaratıcı, yarattığı her şeyi bir hatırlatıcı yaparak insana ahdini unutturmayacaktı. Bir de Hatırlatma Kitabı armağan edilmişti ona her ayeti hatırlamaya çağıran. “O halde hatırlat, fayda verecekse hatırlatma.” (A’lâ, 9) İnsan ne zaman dengesi bozulsa ahdini hatırlayarak aslına rücu edebilirdi. Hakiki bir güvenlik!
İnsan kelimesinin “üns”den (alışmak, uyum sağlamak) geldiğini söyleyenler de var. Belki de diğer insanlarla uyum halinde yaşayabilme yetisi nedeniyle “insan” adına hak kazanıyor insan. Ünsiyetini kaybettiğinde insanlığını da kaybediyor çünkü. Sosyal varlık olmaktan çıkarken pençeleri de çıkıyor yuvalarından. Kur’ân-ı Kerîm’de “İnsan” kelimesi 65 kere geçerken, “İnsanlar” kelimesi 230 kere geçiyor. “İnsan” olabilmek “insanlar” olabilmeye bağlı. Hz. Peygamber’in (sas) ifadesiyle: “Kendiniz için istediğinizi kardeşiniz için isteyene kadar gerçek bir imana erişemezsiniz.”
İnsan konuşan bir varlık olduğu kadar yaralayan ve yaralanan bir varlık. Göz, kulak ve kalp yaralandığında bakışı, duyuşu ve hissedişi değişiyor insanın. Sıratı müstakim denilen denge yolunda yürümesi zorlaşıyor. Hayalleri yerini kâbuslara bırakıyor. İşte bu sarsıntı anlarında edebiyat ve psikoloji kollarına girerek yalnız olmadığını gösteriyor ona. İlahi bir destek bu. Bu yüzden insana beyan etmeyi öğretti yaratıcı. Ancak konuşup yazdıkça taşlar yerine oturuyor.
Karabatak 85. sayısında “Edebiyat ve Psikiyatri” dosyasıyla çıkıyor okurlarının huzuruna. Edebiyat ve Psikiyatri iki kardeş bahçe, aralarında geçiş yolları olan. İkisi de farklı yöntemlerle insana ayna tutuyor. İkisi de birbirinden besleniyor ve güç alıyor. İnsan ruhu ikisinin de kıymetlisi. İki disiplin de hikâye anlatmanın şifalı sularında yüzdürüyor kayığını. Zihnin kaotik yapısına aynı dikkatle eğiliyor, kâh bilinç akışı tekniğiyle, kâh psikanalizle tanımaya çalışıyorlar onu. Bazen de kendilerine çeviriyorlar projektörü. Yaralı edebiyatçıların can havliyle dünya edebiyatının zirvelerinde dolaştığını görüyoruz böyle zamanlarda. Melankoli, bipolar bozukluk ve şizofreni gibi insani yaraların sanatsal ibdâda nasıl olumlu bir etkene dönüştüğünün de tanığı oluyoruz hayranlıkla. Her şey insanın lehine çalışıyor. Yaraları bile.
Bu bağlamda nöroloji biliminin efsanevi doktorlarından Prof. Dr. Tahir Yoldaş ve kıymetli tefsir âlimi Prof. Dr. Ahmet Nedim Serinsu’nun birlikte kaleme aldığı Dostoyevski, Proust ve Kafka eksenli uzun makalenin ilk bölümünde Dostoyevski’nin edebiyata şifa veren yaraları dikkatlerimize sunuldu. Klinik Psikolog Hümeyra Yabar’ın editörlüğünü yaptığı “Edebiyat ve Psikiyatri” dosyamızda Prof. Dr. Erol Göka gibi psikiyatri alanının duayenlerinin yanı sıra pek çok klinik psikolog katkıda bulundu. Edebiyatın seçkin kalemleri de onları yalnız bırakmayarak hikmetli yazılarıyla dosyamızı zenginleştirdiler. Röportaj konuğumuz psikiyatri disiplinin değerli hocalarından Prof. Dr. Süheyla Ünal. “İnsanın ruhsal dünyasını anlamak, yalnızca biyolojik süreçlere bağlı değildir,” diyor Ünal. Karabatak’ın projektör sayfalarının konuğu ise “Saçmanın içine düşmüş insanı anlamaya çalışıyorum,” diyen öykücü Mehmet Akif Yılmaz.
Karabatak 14 yılı geride bırakarak 15 yaşına basmış bulunuyor. Bu meşakkatli sanat seyahatinde bizi yalnız bırakmayan okurlarımıza minnettarız. Karabatak, her zaman olduğu gibi yüksek irtifalı şiir, hikâye ve denemelerin yanı sıra görsel sanatlarla da estetik dünyanızda yerini almaya talip. Denizin derinliklerinden sıyrılıp gökyüzüne doğru kanat çırpmaya başladı bile. Konuk edin.