Karabatak Dergi 86.Sayı Mayıs-Haziran 2026
Karabatak Dergi 86.Sayı Mayıs-Haziran 2026
Edebiyat ve Sözlük
A.Ali Ural
Birbirini var eden, geliştiren ve bütünleyen iki alandır edebiyat ve sözlük. Sözlükler dili korurken edebiyat bu koruyuculuğu başka bir irtifaya taşıyarak dili sanat seviyesine yükseltir. Üstelik şair ve yazarlar mevcut kelimelerle yetinmez, yeni kelimeler katarlar sözlüğe. Böylece sözlüğün edebiyata verdiği borç gün gelip sözlüğe ödenmiş olur. Gerçek şair ve yazarlar yüzündendir sözlüklerin genişlemesi. Edebiyatın sınırsızlığı, sözlüklerin sınır taşlarını sürekli yerinden oynatır. Zira mecazın haddi hududu yoktur.
Şemseddin Sâmi, Kamûs-ı Türkî’nin girişinde meramını ifade ederken bu hakikatten yola çıkarak, dile istikamet vermek mesuliyetini taşıyan edebiyatçıların doğru kelimeleri kullanmaya ve dilin kurallarına uymaya mecbur olduklarını söylemiştir. Sâmi’ye göre bir dil ancak kelimeleri ve kaideleri kayıt altına alındığı nispette edebî diller arasına girebilir. Bu yüzden sözlükler ve gramer kitapları dil hazinesinin bekçisi mesabesindedir.
Edebiyat diline sahip olmayan milletlerin düşüncelerinin fasit bir daireden kurtulamayacağı açıktır. Dil sadece temel ihtiyaçlarımızı gidermek için kullandığımız kelime öbeklerinden ibaret değildir. Ancak zengin bir dil bize zengin bir düşünce dünyasının kapısını açabilir. Dilin zenginliği ise edebiyatın rehberlik ettiği asırların kültür ve irfan zenginliğine bağlıdır. Zira dil zamanla olgunlaşır, ifade gücü artar, her eserde yeni bir kıvam ve lezzet kazanır. Dilden kelime atmak da dile kelime eklemek de büyük bir mesuliyettir. Çünkü dille oynamak ateşle oynamaktır.
Kültürel devamlılık için edebiyat ve sözlük dayanışmasına ihtiyacımız var. Sözlük şuuruna sahip olmadıkça yazarlığımızın da bir kıymetiharbiyesi yoktur. Şemseddin Sâmi’nin 125 yıl önce söylediği, “Bir milletin lisanı, o milletin şan ve şerefi, belki varlığının esasıdır. Lisanını muhafaza edemeyen bir millet, milliyetini de muhafaza edemez,” sözü bugün için de geçerliliğini korumaktadır. Bu yüzden dil davasını millet ve bağımsızlık davası olarak görmek durumundayız.
Karabatak dergisi bu şuurla 86. Sayısının dosya konusunu “Edebiyat ve Sözlük” olarak belirledi ve sayfalarını ilim ve sanat ehlinin ihatalı yazılarına açtı. Bu meyanda Pof. Dr. Ali Birinci’yle Arzu Güldöşüren’in gerçekleştirdiği mülakat tarihî kıymeti haizdir. Birinci, kelimelerin insan olmanın kapısı olduğunu, kelimelerin zenginliğinin insanın duygu ve düşünce dünyasının da zenginliğini gösterdiğini söylüyor ve edebiyatçıları lügat zevkine davet ediyor. Dosya yazıları arasında Birinci’nin üzerinde yıllarca çalıştığı James Redhouse’ın “Müntabahât-ı Lügat-ı Osmaniye”si hakkında yazdığı şümullü bir makalesi de var.
Kültür ve sanat dünyamızın hâzık kalemi Ömer Lekesiz Bey de bu sayımızdan itibaren “sanat -teori” başlığı altında Müslüman sanatçının dünyaya bakışını irdeleyen yazılar yazmaya başlıyor. İlk yazı: “ Geometri, Müslüman Sanatları ve Bakışın Terbiyesi”.
86.sayımızda projektör sayfalarımızın konuğu hikâyeci Gülnaz Eliaçık Yıldız. Yıldız kendisiyle yapılan röportajda insanın kendi gerçekliğine olan uzaklığından söz ediyor. Ona göre dünyaya düşen herkes “yaralı” ve hikâyeler bu yaralardan doğuyor.
Dergimizi ömrünü Türkçeye adayan ve Doğan Sözlüğü gibi bir dil mücevherini milletimize armağan eden D. Mehmet Doğan Bey’e ithaf ediyoruz. Mekânı cennet olsun.
Karabatak yine birbirinden özgün şiirler, hikâyeler ve denemelerle dolu. Sedat Gever, Ayşe Ural Gökalp ve Sabahattin Kayış’ın çizgileri bu seçkin metinlere estetik bir yoldaşlık yapıyor. Karabatak’ın muhtevası o kadar zengin ki sunuş sayfası bir sayfada ancak binde birine işaret edebiliyor derginin. O hâlde okurumuza düşen eksik bıraktıklarımızı tamamlamaktır vakit kaybetmeden.