Karabatak Dergi 88.Sayı Eylül-Ekim 2026
Karabatak Dergi 87.Sayı Temmuz-Ağustos 2026
Yeryüzünde Kimse Onun Kadar Sevilmedi
A.Ali Ural
Çünkü Allah sevdi Onu. “Ve sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin,” âyetiyle makamını yükseltti Kur’ân’da (Kalem,4). Hz. Âişe validemiz, “Ahlâkı Kur’ân ahlâkıydı,” diyerek Onun adalet, doğruluk, merhamet, affedicilik, tevazu ve sabır gibi nice Kur’ânî ahlakla yaşadığını ilan etti dünyaya. Allah’ın sevdiğini yalnız insanlar değil melekler de severdi. Salat ve selam insanların kelimeleriyle yeryüzünden göklere yükselirken, göklerden melekler bir yankı gibi yeryüzüne gönderiyorlardı salat ve selamlarını. Bir muhabbet devridaimiydi Hz. Muhammed (sav) sevgisi. Âlemlere rahmet olanı âlemler baş tacı etmez mi! Cemali’nin sevme gerekçesi ne kadar latif: “Sevdim seni Mâbûduma,/ Canân diye sevdim./ Bir ben değil âlem sana,/ Hayran diye sevdim.”
Hz. Peygamber’e hayranlık sadece yüksek hasletlere sahip bir insana hayranlık değildir. O son peygamberidir insanlığın ve O’na Ona olan hayranlık Allah katından getirdiği öğretileri de sevmeyi ve izlemeyi gerektirir. Kuru bir ağaç kütüğü bile onun sözleriyle can bulurken insana eylemsizlikle kuru bir ağaç kütüğüne dönmek yakışmayacaktır elbette. Hannînu’l-Ciz’ olayını hatırlayalım. Cabir b. Abdullah’ın rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber (sav) Mescid-i Nebevi’de Cuma günü bir hurma kütüğüne yaslanarak hutbe verirdi. Sonraları bir sahabinin teklifiyle hutbe için minber yapıldı. Cuma vakti gelip Hz. Peygamber minbere çıkınca daha önce hutbelerde yaslandığı kütük, bir çocuk gibi ağlamaya, inlemeye başladı. Bunun üzerine Hz. Peygamber (sav) minberden inip hurma kütüğünün yanına gitti ve onu kucakladı. O vakit sustu kuru ağaç. Hz. Peygamber de ashabına onun daha önce yanında işittiği zikri özlediği için ağladığını söyledi.
Yanında işitmesek de işitenlerin altın zinciriyle ulaştı bize nebevî öğretiler. Ulaştı mı? Kalplere ulaşmayan ve insanı harekete geçirmeyen sözleri ulaşmış olarak kabul edebilir miyiz? Tarih boyunca Müslüman şair ve sanatçılar Hz. Peygamber’i (sav) bize hatırlatmak için kuşlar gibi çırpındılar. Hattatlar “Muhammed” ismini yüz binlerce kez nakşettiler levhalara, kutlu hadisleri ırmak eylediler kalpleri dolduran. Müzehhipler, bu sözleri altın varaklarla çerçeveleyip dünya meşgalelerinde kaybolmuş dikkatlerimizi yeniden ebedî hakikatin üzerine çektiler. Şairler en güzel şiirlerini onun muhabbetiyle kaleme aldılar. Sultanlar bile bu coşkuya bigâne kalmayıp kaleme sarıldılar. Cihan Hükümdarı Kanuni, Muhibbi mahlasıyla “Hak Teâlânun resûl hem şefaat kândur/ Halk-ı âlem rûz-ı mahşerde kamu muhtac ana” (Yüce Allah’ın Resulü, şefaatin kaynağıdır; kıyamet gününde bütün insanlar ona muhtaç olacaktır,) diye muhabbetini izhar ederken, Sultan I. Ahmed, Bahtî mahlasıyla ilan etti aşkını: “N’ola tâcım gibi başımda götürsem dâim/ Kadem-i pâkini ol Hazret-i Şâh-ı Rusûl’ün/ Gül-i gülzâr-ı nübüvvet o kadem sahibidir/ Bahtiyâ, durma yüzün sür kademine o gülün” (Resullerin şahı Hz. Muhammed’in mübarek ayak izini, tacım gibi başımda daima taşısam bunda şaşılacak ne var? Çünkü o ayak izinin sahibi, peygamberlik bahçesinin gülüdür. Ey Bahtî, durma; yüzünü o gülün ayak izine sür).
Karabatak dergisinin 88. , 89., ve 90. sayılarının dosya konusu: “Doğumunun 1500. Yılında Hz. Muhammed (sav) Muhabbeti” İlk defa bir dosyayı üç sayı devam ettirerek O’nun Onun ayak izini biz de Sultan I. Ahmet gibi başımıza taç eyleyeceğiz inşallah. Başta Prof. Dr. Ahmet Nedim Serinsu olmak üzere bu dosyaların oluşmasında büyük emek veren ilim, irfan ve sanat insanlarımıza kalpten teşekkür ediyor, çabalarımızın yüce Allah’ın dergâh-ı izzetinde makbul olmasını niyaz ediyoruz. Yüce Allah’ımız bu nimeti de nasip buyurdu. Şükürler olsun, bînihaye hamdolsun.
Röportaj konuğumuz Prof. Dr. Seyfettin Erşahin, Prof. Dr. Ahmet Nedim Serinsu’nun sorularını cevaplarken, Türklerin Hz. Muhammed’e (sav) muhabbetinin yalnız telif ettikleri derinlikli siret eserlerinde değil kendi hayatlarının ve manevi tarihlerinin de merkezinde olduğunu vurguladı. Nitekim Hoca Ahmed Yesevî Mirac hayalinde Türkleri manevi sahabilere benzetmekten geri durmamıştı.
Karabatak’ın projektör konuğu ise öykücü Fatma Biçer. Anadolu’nun edebiyatımızın en güçlü kaynaklarından biri olduğunu söyleyen Biçer, çocuk edebiyatının önemine dikkat çekti röportajında.
Karabatak bu kez ummandan salavat getirerek çıktı ve yükseldi semaya. Allahumme salli ala seyyidina Muhammed.